demokrat hukukçular derneği

 

DEMOKRAT

 HUKUKÇULAR

DERNEĞİ

1992

 

"Hakkın hatırı alidir.

Hiç bir hatıra feda edilmez"

Demokrat Hukukçular Derneği
 
Anasayfa
Yönetim
Makaleler
Mizah
Linkler
e Grup
Basında Biz
İktibaslar
İletişim

 

Başörtü Yasağı Broşürümüz

 

FAALİYETLERİMİZ

SEMİNERLER

PANELLER

BÖLGE TOPLANTILARI

ZİYARETLER

AÇIKLAMALAR

İSTİŞARELER

 

GAZETELER

Bugünkü Gazetelerin ilk sayfaları

 

İLGİNÇ MÜDAAFALAR

 Beni yunan savcıları itham etsin

 

www.edergim.com

 

 

 

main

 

2009 Yaz toplantımız Emet Termal otel'de

Yılda iki defa üyelerimizle yaptığımız istişare toplantılarına 3-5 Agustos 2009 tarihinde Emet Termal otelde devam ediyoruz. Rezervasyo için acele ediniz. Detaylar

 
Askeri hukukçu bağımsız ve tarafsız değildir

Diğer yazıyı okuduktan sonra, "Ne yani, sivil hukukçu tarafsız ve nesnel olur da, askeri hukukçu olamaz mı" diyenler çıkacaktır.

Bu itirazı ancak meseleyi anlamak istemeyenler yapar.

Sorun elbette kişilerle ilgili değil.

Bir zamanlar Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) vardı. Bunların heyetinde askeri yargıçlar da bulunurdu.

Yolu DGM'ye düşmüş birçok kişi, askeri yargıçların (sivil yargıçlara kıyasla) daha adaletli, daha nesnel, hukuka ve insan haklarına daha saygılı kararlar verdiklerini söylemiştir.

Ancak emir-komuta zincirine bağlı bir muvazzaf bir hukukçu, konumu gereği, bağımsız ve tarafsız olamaz.

Askeri hukukçu, ne kadar bilgili ve iyi niyetli olursa olsun maalesef durum budur.

Üstlerinde üniforma bulunduğu sürece onlar birer 'ast'tır. Komuta altındadır.

Emir, demiri de keser, hukuku da!

Tam da askeri yargının yapısı böyle olduğu için, Eylem Planı'nı hazırlayanlar, silah bularak' tutuklayacakları kişileri, askeri mahkemede yargılamaktan' söz ediyorlardı.

Şimdi anlaştık mı?

 

Av. Bekir Berk Sergisi ve Semineri

Av. Bekir Berk

 Mesleğimizin yüzakı Av. Bekir Berk'i vefat yıldönümünde andık.

 

17.06.2009 günü İstanbul ilim Kültür vakfının sergi salonunda düzenlenen sergiyi gezdikten sonra, hakkında kitap yazmış olan İhsan Atasoy'dan nefis bir seminer dinledik.

 

Konuşmacının ardından, Av. Bekir Berk'le birlikte çalışma imkanı bulan değerli üstatlarımız Av. İbrahim Hilmi Ünlü ve Av. Mustafa Tuncel'den güzel hatıralar dinledik.

1949’da Trabzon Of’ta doğdu. 1969-1970 döneminde İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden, 1973-74 döneminde İstanbul Yüksek İslâm Entitüsü’nden mezun oldu. 1978 yılından itibaren Yeni Asya gazetesinde Çalışmaya başladı. Uzun süre köşe yazarlığı yaptı. Yeni Nesil gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nden emekli oldu. Yazar Gülay Atasoy’la evli ve üÇ Çocuk babasıdır.

İhsan Atasoy

 

Hukuk devletinin ölçüsü, kamu vicdanıdır!..

Bir ülkede hukuk uygulamaları kamu vicdanını fena halde ve arka arkaya rahatsız etmeye başlamışsa, giderek bir hukuk devletinin varlığından söz etmek güçleşir..

Türkiye'de bugün durum budur..

..Ve Türkiye'de bugün Adalet Bakanlığı'nın, yeni bir hukuk düzeni kurmak için çalışmaya başlaması gerekmektedir.

Bu görüşümüzü, eski Adalet Bakanı, M. Ali Şahin döneminde açıklamış ama yakın dostumuzu ikna edememiş ve harekete geçirememiştik.

Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk Adaleti hakkında aldığı bir ceza kararı var. Şimdi bir de yeni Adalet Bakanımız var.

Sadullah Ergin ülkemizin bir hukuk reformuna ihtiyacı olduğunu kabul eder ve harekete geçer mi acaba?.  Devamı

 

Normal hale getirilmiş suç!

 

Eğer Türkiye bir "demokratik hukuk devleti" olsaydı, 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' başlıklı Nisan 2009 tarihli belgenin Taraf'ta yayınlanmasıyla birlikte ortalık karışırdı.

Bütün partiler, medya ve sivil toplum kuruluşları olayın üstüne gider ve bu süreç, çok sayıda askeri yetkilinin (en az) ordudan atılmasıyla sonuçlanırdı.

Bu suçun, hayatını o halkın vergileriyle kazanan bürokratlar tarafından işlenmesi, daha da büyük suçtur.

Hiçbir demokratik hukuk devletinin kanun ve yönetmeliklerinde, 'Ordu halka karşı psikolojik operasyon yapabilir' diye yazmaz.

Hiçbir askerin görev tanımında, 'Hükümete karşı psikolojik harekât planı hazırlar' ibaresi yoktur.

 

***

Ancak bir de acı gerçek var:

Anayasasında demokratik hukuk devleti olduğu yazmasına rağmen, Türkiye böyle bir ülke değildir. Bunu belgeye gösterilen tepkilerden anlıyoruz.

 

 Devamı

 

"Başsavcı Rahatsız!”

Uzunca bir aradan sonra ilk kez konuştu Abdurrahman Yalçınkaya. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AKP'ye açtığı kapatma davasının sonuçsuz kalmasından dolayı yaşadığı büyük üzüntüyü hâlâ daha üzerinden atamamış görünüyor.

Ana muhalefet partisi lideri gibi konuştu; alışkanlığı olduğu üzere AKP hükümetini payladı, iğneden ipliğe uyardı…

Zat-ı şahanelerinin, Türkiye siyasetini arzu ettikleri gibi yönlendiremedikleri için ziyadesiyle rahatsız oldukları her hallerinden belliydi.

Gayet tabii, itiraf edecek değildi:

Abdurrahman Bey'in temeldeki rahatsızlığı, Statüko'nun kaybetmiş olmasıyla ilgiliydi.

*

Yalçınkaya, Yargıtay Başsavcılığı Onur Günü'nde yaptığı konuşmada öyle sözler sarf etti ki; aradan üç gün geçtiği halde şaşkınlığımı koruyorum…

Yargıtay Başsavcısı, diyor ki:

“Muhafazakar partiler öne çıktıkça, ekonomik büyüme ve modernizasyona daha çok vurgu yapılmak suretiyle Batı tipi demokrasilerin ayrılmaz parçası olan laikliğin gündemden düşürüldüğü ve tanımının değiştirilmeye çalışıldığı görülüyor…”

İnanılır gibi değil, ama aynen böyle söylüyor.

Bu akla ziyan konuşmadan sonra laikliğimizin önündeki yeni tehdidi algılamış olmalısınız:

“-Ekonomi gündemi!”

*

Benden uyarması... Devamı

 

 

Başsavcı provokasyona mı geliyor?

Aslında Yargıtay Başsavcısı’na ve yargıyı siyasallaştıran yargı mensublarına teşekkur borçluyuz. Çünkü birçok tabuyu tartışmamıza fırtsat veriyorlar.

Birinci olay,Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Onur Ggününde yaptığı konuşmasında “Muhafazakar partiler öne çıktıkça, ekonomik büyümeye daha çok vurgu yapılmak suretiyle, laikliğin gündemden düşürüldüğü görülmektedir.” dedi.

İkinci olay, Konya Numune Hastanesinde görevli Dr Kezban Arbağ’la ilgili mahkeme kararı şöyle. “Davacı kamu görevi gören doktor olarak okuduğu müsbet ilmin ve  akılcı bilimin aksine başına taktığı ‘türban’ın altındaki zihniyet in nedeniyle eleştirilmesine, bu eleştiriler ağır da olsa katlanmak zorunda olduğundan, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir” kararı veriyor.

Böylece testis muayenesi yapıp yapmadığı biçimindeki haberle ilgili idari soruşturmada aklanmış bir doktora suçlu muamelesi yapılıyor. İsnat edilen eylemin olmamasına rağmen, suçun  niteliği yalan, iftira yerine ağır eleştiriye çevrilerek değiştiriliyor.

Daha da vahimi başörtülü bir kişi hakkında temelsiz suçlamaların yapılabileceğine fetva veriliyor. Eğer yargıtay bu kararı onaylarsa hukuktan iyice uzaklaşmış olacağız. Devamı

 
DEMOKRASİ DERSİ

 

Demokrat Parti Eski Genel Başkanı Süleyman Soylu, dernek merkezimizdeki seminer salonunda "DEMOKRATİKLEŞEN TÜRKİYE" konulu bir seminer sundu. Saat 21 de başlayan seminer soru cevap faslıyla beraber gece 01.00 kadar sürdü.

SEMİNERİN TAHLİLİ

Ahmet Nazlı   

‘SOYLU’ BİR SEMİNER

Demokrat Hukukçular Derneği yönetim kurulu üyesi Ö. Faruk Uysal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen seminer, demokrat misyonun serencamını anlatıyordu.

Soylu bir biçimde genel başkan olmuştu, soylu bir biçimde de genel başkanlıktan ayrılmıştı. Moderatörün tabiriyle, ‘demokrat parti’nin en demokrat ve en ilkeli genel başkanı’ olmuştu. Genç, 40 yaşında, dinamik bir genel başkanını kaybetti demokratlar.

Demokrat parti dönemini, Türkiye’nin asr-ı saadeti olarak niteleyerek başladı seminerine Süleyman Soylu. Bu asr-ı saadet, bu milletin oyu değersiz denen insanların iktidar olduğu tarihi bir dönemecin adıydı ona göre. Elit ve seçkinci cumhuriyet aydınlarının, kendi oyları ile eşit saymadığı ve ‘göbeğini kaşıyan adam’ diye alay ettikleri, bizler idik, bütün bir millet idi.

Cumhuriyeti üç döneme ayırıyor Soylu. Birincisi demokrat parti dönemi(1950-60 arası dönem), ikincisi Ak Parti dönemi, Üçüncüsü, Kürt sorununun çözülmesi dönemi. Bu ayırımı şimdiye kadar hiçbir akademik çevreden duymamıştım. Özellikle üçüncü dönemin Kürt sorunun çözülmesinin adı olarak telaffuz etmesi, son 40 yıllık Türkiye sağının söylemine pek uymuyordu. Süleyman Soylu, eğer bu ayırımını ciddi temellere dayandırıyorsa, bunu ciddiye almak gerek. Devamı

 
50 yıl önce başı ezilmeyince..
 

EMRE AKÖZ: Amaç, Hukuktan da bağımsız olabilmek

 Üst düzey yargı mensupları, siyaset yapmak istediklerinde (ki hep isterler!) daima 'genel doğrular'dan söz ederler. Ne demek genel doğruları söylemek?

Örneğin, 'Yargı bağımsız olmalıdır' derler. Bu bir genel doğrudur.

O söze karşı çıkılabilir mi? "Hayır efendim, yargı bağımlı olmalıdır" denebilir mi? Elbette ki hayır!

Peki, bir genel doğruyu dile getirmenin nesi siyaset?

İşte olayın püf noktası burada: O doğru, başka doğruların üstünü örtmek için kullanılıyor.

"Yargı bağımsız olmalıdır" diyenlere iyi bakın. Çoğunun 'laikçi', 'elitçi', (siyaseten) 'devletçi', tipler olduğunu göreceksiniz.

İçlerinde Sami Selçuk gibi hakiki hukukçular ve samimi demokratlar da var elbette.

Ancak ekseriyeti jakobendir, askercidir. Demokrasiden anladıkları, kendi iktidarlarıdır, CHP'den başka bir parti hükümet olduğunda, demokrasinin yozlaştığını, karşı devrime yol açtığını söylemeye başlarlar.

***

Peki, bıkmadan usanmadan yargı bağımsızlığından söz ederek, hangi doğrunun üstünü örterler?

Unutturmaya çalıştıkları büyük hukuk doğrusu, yargının tarafsızlığıdır.

Yargı, adaleti sağlamak için, hem evrensel hukuk normlarına uymalı, hem de tarafsız olmalıdır.

Adalet Tanrıçası'nın gözleri, işte bu tarafsızlığı simgelemek amacıyla kapatılmıştır.

Ancak bizimkilerin ağzından, bu tarafsızlık sözünün döküldüğünü kolay kolay duyamazsınız: Çünkü onlar bağımsız ama taraflı olmak isterlerDevamı

 

Koru: Bu savcılarla dokunulmazlık şart

Türkiye'nin 'dokunulmazlık' hadisesinden kurtulması gerekmiyor mu?

Elbette ama Türkiye'nin özel bir durumu var. Cumhurbaşkanı olmanız bile 'Gel kardeşim buraya, ifade ver' denmesinin önüne geçmiyor. O kadar insanın oyunu almış, 2 yıldır devleti yönetiyor ama oradan bir savcı, 'gel kardeşim buraya' diyebiliyor. Dokunulmazlık olmazsa siz nasıl böyle bir ortamda kendinizi korunmuş hissedeceksiniz? Öyleyse dokunulmazlıklar çok darlaşırsa ikide bir Başbakanı, bakanları çağırırlar. Evet, yargıya saygı duyuyoruz ama her şeyden önce yargının siyaset üzerine ağırlık koyma alışkanlığından vazgeçmesi gerek. Normal ve gerçekten kuvvetlerin ayrı olduğu bir demokrasiye kavuşursak, ki ben bunun çok uzak olmadığı kanaatindeyim, o zaman dokunulmazlığa ihtiyaç olmayacak. Devamı

 
Ahmet Altan: Yargıçlar

Ben “yargıç” dediğimde galiba ilk aklıma gelen, o insanın vakarı oluyor.

Vakur biri.

Adalet dağıtacak bir tarafsızlığa, bir tanrısallığa sahip, hakla haksızlık arasındaki o incecik çizginin korkunç ağırlığını taşıyacak güçlü bir ruha, gerçeği görecek bir vicdana sahip.

Bir yargıç gördüğünde saygı duyarsın yaptığı işe, o işi yapacak güçlü kişiliğe.

Ergenekon sanıklarından Kemal Kerinçsiz, Bakü’de bir yargıçla tanışmış.

Yargıç şöyle tanıtmış kendini.

– Ben başbakanı yakan yargıcım.

İşte böyle konuşan bir yargıç gördüğünüzde hissettiğiniz duyguyu anlatmak zor.

Biraz acımaya benziyor, biraz bir denizanasına dokunduğunda hissettiğin o pelteliğe benziyor, biraz utanmaya benziyor, biraz bıkkınlığa benziyor...

Vakur biri böyle konuşur mu sizce? Devamı

 

 

Eser Karakaş : Ulusalcı yargıçlarımız ve AİHM

Türkiye beyaz eşya sektörü İngiltere’de kullanılan yaklaşık dört buzdolabından birini Türkiye’de üretmeye başladığı andan itibaren rüştünü ispat etti, korumacılık çirkinliğinin gölgesi olmadan da ayakta durabildiğini gösterdi.

Aynı şey, belki daha da fazla geçerli olmak üzere, otomotiv için söz konusu.

Üretilen bir demir-çelik-plastik bileşkesinin iktisaden mal olabilmesi dış dünyada tüketilmesine bağlı.

Hukuk da üretilen bir şeydir ve bu anlamda, üretildiği için bir maldır, kimse bu tabiri yadırgamasın.

Hukuk malı da ağırlıklı olarak içeride tüketilir ama 1987’den günümüze, rahmetli Özal sayesinde, içeride üretilen ve tüketilen hukuk malının uluslararası geçerliliğini ölçebilecek bir mekanizma var, bu mekanizma da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM).

Yüksek yargı organlarının, Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın başkanları özel günlerde, mahkemelerinin kuruluş günlerinde önemli konuşmalar yapıyorlar.

Hukuktan çok siyasetin konuşulduğu bu günlerde yüksek yargı organları başkanları çok şey söylüyorlar, TBMM’ye, siyasal iktidarlara yükleniyorlar ama bir konuya özellikle girmiyorlar.

Yüksek yargı organları mensuplarının girmemekte büyük ve ortak özen gösterdikleri konu, kendi yüce mahkemelerinde üretilen hukuk kararlarının, yargı/hukuk malının uluslararası geçerlik testinden kaç puan aldığı.

Ürettiğimiz buzdolabını ingiliz, fransız kullanmıyorsa hem döviz problemi çıkar hem de o buzdolabının aslında pek buzdolabı olmadığı dedikodusu içeride yayılır.

Galatasaray UEFA kupasını alana kadar futbolda da durum buydu. Devamı

 

ERGUN ÖZBUDUN: Kısmi değişikliğe hayır, sivil anayasaya evet

 

2007’de kurulan Anayasa Komisyonu’na başkanlık eden Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türkiye’nin 82 Anayasası’ndan kurtulmasının en gerçekçi yolunun ilk genel seçimlerde yeni bir anayasadan yana olan bütün siyasî partilerin anayasa projelerini ayrıntılı şekilde halka açıklamaları ve halktan bu konuda bir vekálet istemeleri olduğunu söylüyor. ‘Eğer halk, bu partilere anayasayı değiştirebilecek bir çoğunluk verirse, yeni kurulacak TBMM, 1982 Anayasası’nın değiştirilemez hükümleri ile de bağlı olmaksızın, tümüyle yeni ve gerçek anlamda demokratik bir anayasa yapımı sürecini gerçekleştirebilir.’

 

ANAYASA sorunlarının yakın zamanda yeniden gündeme geleceği anlaşılıyor. Bir süreden beri AK Parti’nin kısmî bir anayasa değişikliği paketi üzerinde çalıştığı biliniyor. Bu paketin muhtemel içeriği hakkında medyaya yansıyan rivayet muhtelif olmakla beraber, birkaç unsura kesin gözü ile bakmak mümkün görünüyor.

Bunlar, siyasî partilerin kapatılmalarının güçleştirilmesi, anayasa şikáyetinin ve kamu denetçiliği (ombudsmanlık) kurumunun kabulü, yüz milletvekilinin ülke düzeyindeki listelerden nispi temsil usulüne göre seçilmesi ve muhtemelen, Anayasa Mahkemesi’nin oluşum tarzının, bir kısım üyelerinin TBMM tarafından seçilmesine imkán verecek şekilde değiştirilmesi.

Şüphesiz, bu paket tam olarak açıklandığında, üzerinde daha ayrıntılı şekilde konuşmak mümkün olacaktır.

Burada üzerinde durmak istediğim husus, tasarlanan kısmî anayasa değişikliğinin, Türkiye’nin anayasa sorununu çözmeye yeterli olup olmayacağıdır.  Devamı

 
Ahmet Altan: Dindarlar.

Ben, bu ülkenin kaderini belirlemekte dindarların rolünün çok önemli olduğuna inanıyorum.

Onların tercihleri Türkiye’nin de rotasını çizecek.

Ne yazık ki dindarların kesinkes belli tercihleri yok.

Dahası, onların neyi tercih edeceğini bize söyleyebilecek belirli “ölçüleri” de yok.

Bu beni çok şaşırtıyor aslında.

Çünkü dindarların, “ahlakla, hakkaniyetle, adaletle” ilgili çok kesin ilkelere sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Ama her zaman öyle olmuyor.

Bakın, 28 Şubat, dindarları hedef aldı ve onları çok hırpaladı.

Buna haklı olarak kızdılar.

“Devlet” denilen örgüt, kendi vatandaşlarının önemli bir kısmını “kuşkulu” sayıp onların haklarını gasp ediyordu.

Bugün iktidarda “dindarlığı” kuvvetli bir parti var.

AKP, dindarları önemli ölçüde temsil ediyor.

Peki, dindarlığını göstermekten memnun olan bu parti, hakkaniyetli, adaletli, vicdanlı davranıyor mu?

28 Şubat darbesini yiyen insanlar, başkalarının hakkına sahip çıkıyor mu?

Adı lazım değil, AKP’li bir Meclis Başkanı var.

Çok haksız yere, yasaları dibine kadar zorlayarak “savcılığa ifadeye” çağrılan DTP’li milletvekilleri için ne dedi bu “dindar partinin” Meclis Başkanı?

“Polis gelir onları alır” dedi.

28 Şubat’ta “asker” gelip “dindarları” almıştı.  Devamı

 
Av. Kadir Akbaş: Paşaları, bağımsız kurul muayene etsin.

 

Yeni Asya Gazetesinden Hasan Hüseyin Kemal'in

2. Başkanımız Av. kadir Akbaş'la yaptığı röportajın tam metni:

 

Gözaltına alınmış paşaların sağlık problemleri dolayısıyla cezaevlerinden tahliye edilmesi konusundaki hukukî tavır doğru mu?

 

Şener Eruygur’un cezaevinde düşmesiyle birlikte başlayan süreç herkesi tedirgin etti. Elbette ki gözaltına alınmış insanların sağlık durumlarının korunması hukuk devletinin en temel özelliklerinden biridir. Ama Eruygur’un düşmesiyle başlayıp, hastaneye sevk edilmesi sürecinin ayrıntıları basından gizlendi. Şener Eruygur’la ilgili ortaya çıkan ses kaydı, jandarmaların etten duvar örerek hastaneye getirdiği Eruygur için yapılan bu muamelenin mizansen olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırdı. Bunun yanında Hurşit Tolon’un benzer sağlık problemleri yüzünden tahliye edilmesi de kamuoyunda bazı iddialara neden oldu. Basında bu yönde çıkan haberleri soruşturmayı yürüten savcılar dikkate almalıdır.   Devamı

 

sag

 

İktibas Yazılar

 

Hıncal Uluç

Hukuk devletinin ölçüsü, kamu vicdanıdır!..

 

Emre Aköz

‘Normal hale getirilmiş suç!

 

Tamer Korkmaz

Başsavcı Rahatsız!

 

Nevzat Tarhan

Başsavcı provokasyona mı geliyor?

 

Umur Talu

Demokrasi biraz böyle bir şey!

 

Eser karakaş

‘Ulusalcı yargıçlarımız ve AİHM

 

Ergun Özbudun

‘Maharetli’ demokrasi

 

Ahmet Altan

Yargıçlar

 

Etyen MahçupyanDindarlar

‘Maharetli’ demokrasi

 

Mustafa erdoğan

Yargı devletin kendisi

 

Engin Ardıç

Her şeyimi cumhuriyete mi borçluyum?

 

Hıncal Uluç

Mesleğimizin yüz karaları.. Rezilleri..

 

Ali Sirmen

Doğru da, söylemek Arıtman'a düşmez...

 

Mümtaz'er Türköne

Genelkurmay başkanına 'dokunmak'

 

Gülay Göktürk

Anayasa nasıl değişir ?

 

Önder Aytaç & Emre Uslu

Yargı’daki ETÖ ve 'efendi'ler

 

Hasan Celal Güzel

Yargıyı yargılamak

 

Hasan Pulur

Patlayan borudan kim sorumlu?

 

Faruk Çakır

Adliye Saraylarında mescid olmaz mı?

 

Taha Akyol

Yine yargı sorunu

 

 Mehmet Barlas

Laik ve çoğulcu demokraside ne kadar çok tartışılmazımız olabilir ki?

 

Orhan Gazi Ertekin

Yargı kararlarında milliyetçilik ve ırkçılık