|
Son gelimeleri
değerlendirdik / 02.03.2010 - Habertürk Televizyonu |
|

Habertürk Tv.nin 2.3.2010 da yayınanan Fatih Altaylı'nın yapıp yönettiği TEKE
TEKprogramına konuk olarak Emekli Genelkurmay Askeri Savcısı Saim Öztürk, Askeri
Yargıtay Onursal Üyesi Ali Fahir Kayacan, İstanbul Baro Başkanı Muammer Aydın ve
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Halil Doğan katıldı.
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 25.02.2010 -
Habertürk Gazetesi |
|
Demokrat Hukukçular Derneği Bşk. Avukat HALİL DOĞAN:
BÜTÜN davalarda hâkimler sıkı bir şekilde tedbir almak ve kararlarını delile
dayandırmak zorundadır. Tutuklama kanaatinin verilmesi için mutlaka önemli
deliller bulunması gerekmektedir. Ama ülkemizde her zaman tutuklama kararı doğru
ve yerinde bir biçimde verilmiyor. Gerek tutuklama gerekse hüküm kararları
yanlış bir şekilde de verilebiliyor. Ancak bir hâkim örgüt gibi suçlarda eğer
tutuklama kararı vermişse bunun bir tedbir olduğunu da unutmamak gerekmektedir.
Bu nedenle tutuklama gerekli bir şey. En hassas nokta da bu aslında. Yargılama
süreci uzun olduğundan hâkimin düşünme ve karar zamanı çok olur. Bu nedenle
tutuklama yapılması ve tutuklama süresinin uzaması doğaldır. Hâkim bu süre
içinde kararla ilgili daha az hata yapar. İlk andaki gözaltı ve soruşturma
evresinde de hâkimin kısa sürede karar vermesi gerekiyor. Verdiği karar kısa
sürede gerçekleştiği için tutuklama oluyor. Bu tür davalarda sanıkların
birbirleriyle iletişimini önleme, delilleri karartma gibi şüpheler bulununca
tutuklama kararı verilebiliyor.
|
|
|
|
Darbe gözaltılarını Habertürk'te
tartıştık |
23/02/2010
akşamı saat 20 de Habertürk televizyonunda yayınlanan,
Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu "Teke Tek"
programına konuk olan derneğimiz sözcüsü Av. Ömer Faruk Uysal,
"Hukukun herkese lazım olduğunu, suçlunun da
hakları olduğunu, rövanşist yaklaşımların hukuka ve ülkeye zarar verdiğini
söyledi. |
|
|
|
HSYK gündemde |
|

|
|
|
HSYK yeni bir skandala imza attı / Halil Doğan |
|
Daha
önce kararname krizi yaşatan HSYK yine ülkede hukuk katleden bir karara imza
atmıştır. Savcıların başlattıkları bir soruşturma il ilgili haklarında bir
soruşturma olmadan, kendileri istemeden bu tür görevlerinden alınmaları hukuka
aykırıdır. HSYK bu savcılar hakkında önce yetkilerini kaldırma sonra soruşturma
açmaktadır. Önce vur sonra yargıla mantığını hiçbir hukuk sistemi kabul etmez.
Bu yetkileri alma bu soruşturmada görev yapan, yapacak olan ve Ergenekon
davasında soruşturmayı yürüten savcılarla davayı yürüten hakimlere de
gözdağıdır, baskıdır.
|
|
Yargıçlara, gözdağı verilmek isteniyor / Kadir Akbaş |
|
Kadir
Akbaş (Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı):
Soruşturması devam eden bir davanın savcısının görevden alınması yargıya
haddini bildirmek olarak anlaşılır. Bu kararla adeta yargıçlara gözdağı vermek
isteniyor. Ergenekon örgütünün yargı içerisindeki uzantılarına erişilmesine izin
verilmiyor sonucu çıkarılır. Bu yaklaşım adeta HSYK'nın benim onaylamadığım
hiçbir davayı sürdüremezsiniz izlenimi oluşturuyor. Adeta soruşturma bu aşamada
tutulmak isteniyor. Daha ileri gidilmesine izin verilmiyor. Bu, yargıya açıkça
müdahaledir, kabul edilemez.
18.02.2010 -
Zaman Gazetesi
|
|
|
|
Yolsuzluk ve Yargının Önemi
/Mustafa Akın |
|
Ahlak
temelinden yoksunluğun eseri olan yolsuzluk beraberinde yoksulluğu getirmiştir.
Bu şekilde oluşan yoksulluk, sosyal barışı tehdit eden gelir dağılımındaki
adaletsizliği derinleştirmiştir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal
alanlarda kendisini gösteren bozulma ve ahlaki çöküntü sonucu ortaya çıkan
yolsuzluk, vatandaşların ‘yapanın yanına kar” kaldığı inancıyla Devlete, hukuka
ve siyaset kurumuna olan güven duygusunu zedelemiştir. Halk soyulurken, yargının
ve devletin zaaf içinde olduğu gibi bir düşünce bir devlete yapılacak en büyük
kötülüktür. Hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik hukuk düzeninde halkı
soyma hakkı söz konusu değildir. Devlet güçlü, yargı itibarlı ve halk barış
içinde olmalıdır. Bu nedenle, genel anlamda Devlete olan güven duygusunu zaafa
uğratan yolsuzluklara karşı etkin bir mücadelenin yapılması gerekir.
Yazının
Tamamı
|
|
|
|
Savcılar
yetkisizlik "kararı" veremez / Sami Selçuk |
|
Aynı
anlayışın ve yaklaşımın sonucu olarak savcıların ülkemizde “yetkisizlik kararı” da verdiklerini,
bu uydurma karar türünün elbette yasada yer
almadığını, alamayacağını da belirtmiştim.
Çünkü savcı, kanıtlara göre suçun bir başka yer
savcılığınca bakılıp sonuçlandırılması gerektiği
sonucuna ulaşırsa, dosyayı bir yazı ile ora
savcılığına gönderir, göndermesi gerekir. O kadar.
Bunu ayrıca bir karara bağlayamaz; bağlamasına da
gerek yoktur.
Ardından şunları da eklemiştim: “Bakınız,
karşımda Adalet Bakanlığının bir Sayın Genel Müdürü
ile on meslektaşım oturmaktadır. Bakanlık, yükselme
dönemlerinde savcıların yaptıkları işlemlere ilişkin
örnekler göndermelerini ister. İstenen örnekler
arasında “yetkisizlik kararları” da vardır. Bu,
Adalet Bakanlığının bile savcılık kurumunu iyi
algılayamadığının resmidir. Böyle bir ülkede “dava
açmada yerindelik/takdir sistemi”ne geçilemez.”
Sözlerimi daha bitirmemiştim ki, Rahmetli
Profesör Dr. Nurullah Kunter, birden ayağa kalktı.
Yanıma geldi.
“Sen ne diyorsun? Türkiye’de savcılar
‘yetkisizlik kararı’ mı veriyorlar?” diye sordu.
“Evet, Hocam”, dedim.
Merhum Kunter, başını ellerinin arasına alarak,
“Yazık, çok yazık. Kırk yıldır hiçbir şeyi
öğretememişiz!” dedi.
Yazının
Tamamı
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 23.01.2010 - Bugün Gazetesi |
|
Halil Doğan (Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı):
Anayasa Mahkemesi, davayı inceleyen raportörün iptal isteminin
reddine dair raporuna rağmen CMK’daki madde değişikliğini iptal etmiştir.
Maalesef geçmişinde “367 kararı” diye hukuk ve siyaset tarihine kara leke olarak
geçecek bir kararı vermiş olan Anayasa Mahkemesi yine hukuka aykırı bir karar
vermiştir. Zannediyorum ki sivilleşmeden yana, bireylerin özgürlüklerinin
genişlemesinden yana, hukukun üstünlüğünden yana bir heyet olsaydı bu iptal
kararını vermezdi. Asker kişilerin işlediği sivil suçların adli yargıda
görülmesi gerekir. Meclise düşen görev bir an önce sivil bir anayasa
hazırlamaktır. Tamamı olmasa da buna benzer acil maddeleri bir paket halinde
gündeme getirmesi gerekmektedir. |
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 25.12.2009 - Zaman Gazetesi |
|
Subayın
elinde Bülent Arınç'ın evinin krokisinin ne işi olabilir?
Halil Doğan
(Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı): Açıklama inandırıcı değil. Asker içinden
haber sızdıran personeli takip edenin elinde Arınç'ın ev krokisinin ne işi
olabilir ki? Asrın davası dediğimiz Ergenekon davasıyla sıkışan derin devletin
devlet büyüklerine suikast yapma ihtimali yüksektir. Asker içindeki sızmaların
hangi kademeye kadar gittiği belli olmasa da askerin içine sızma olmama ihtimali
yoktur. İnşallah soruşturmada sonuna kadar gidilir ve hakikat açığa çıkar.
|
|
|
|
Turgay Oğur bizimleydi |
|
Genç Siviller hareketinden Turgay Oğur, dernek
merkezimizdeki seminer salonumuzda "Genç sivillerin merkezine seyahat" konulu
bir sunum yaptı.
Gece geç saatlere kadar süren seminer oldukça interaktif
geçti.
16.12.2009

Sunuma dair Ahmet Nazlı'nın
yorumu
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 14.12.2009 - Yeni Şafak Gazetesi |
|
Partileri
halk kurar halk kapatır
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Halil Doğan: “Elinde partiyi kapatmak
için yasalar mazeret olmaz. Zira 367 kararını veren de Anayasa Mahkemesi'ydi.
Özgürlükleri genişletici her türlü yasayı Anayasa'ya aykırı bulup iptal eden
Anayasa Mahkemesi'dir. Kadrolaşma 1960'la artış göstermiştir. Bugün iktidarı
'yargıda kadrolaşıyorsun, yargı siyalaşıyor' diye suçlayanlar, aslında 'benim
kadrolaştığım yerlere sen adamını koyuyorsun, ben kalelerimi kaybediyorum'
itirafını yapmaktadır. Meclis'e düşen, şekli unsurlar dışında mahkemelerin
partileri kapatma yetkisini kaldırmaktır. Partileri halk kurmalı, halk
kapatmalıdır.”
|
|
|
|
28 Şubat'ın yargı kararına veto; Kutlular beraat etti |
|
28
Şubat sürecinin yargı kararlarının biri daha bozuldu. Marmara Depremi'ne ilişkin
sözleri sebebiyle 2 yıl 1 gün hapse mahkum edilen Yeni Asya Gazetesi İmtiyaz
Sahibi Mehmet Kutlular beraat etti.
Yargılamanın yenilenmesi ve uyarlama başvurusu üzerine
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya Kutlular'ın avukatı Mehmet
Ali Aslan katıldı. Esas hakkındaki görüşünü bildiren cumhuriyet savcısı Mustafa
Bilgili, yargılamanın iadesi talebinin, yasada öngörülen süre yönünden
reddedilmesini istedi. Bilgili, ancak yeni TCK'nın sanık lehine hükümler
içermesi ve davaya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı
nedeniyle, davanın yeni TCK'ya uyarlanmasını ve Kutlular'ın beraatını talep
etti. Mahkeme heyeti, yargılamanın iadesi talebini reddederken, AİHM'nin,
davayla "ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği" yönündeki kararı çerçevesinde
Kutlular'ın beraatına karar verdi.
Bediüzzaman Said-i Nursi'nin ölümünün 39. yıldönümü
nedeniyle 10 Ekim 1999'da Ankara Kocatepe Camisi'nde okutulan mevlitte 'İlahi
İkaz Deprem' adlı kitapçık, Yeni Asya Gazetesi'nce hediye olarak dağıtılmış,
Kutlular da gazetecilerin sorularını cevaplamıştı. Kutlular, bunun üzerine,
hakkında açılan davada, "halkı, sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı
gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği'' gerekçesiyle 2 yıl 1 gün
hapse mahkum edilmişti. Cezası Yargıtay tarafından da onanan Kutlular, bir süre
cezaevinde kalmıştı. Kutlular, aldığı ceza üzerine AİHM'ye başvurmuştu. AİHM,
Kutlular'ın sözlerinin ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğuna karar vererek,
Türkiye'nin Kutlular'a manevi tazminat ödemesine hükmetmişti. Kutlular, AİHM'nin
kararı ve 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesinin ardından yargılamanın iadesi
ve cezanın uyarlaması için avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurmuştu. ANKARA AA
ZAMAN 25 Kasım 2009, Çarşamba
|
|
|
|
AÇILIM PANELİMİZ YAPILDI |
|
Derneğimizin Bursa temsilciliği
tarafından düzenlenen "Açılımın Hukuki ve Sosyal
Boyutu"
14 Kasım 2009 Cumartesi günü
Ördekli Kültür merkezinde yapıldı.
Bursa temsilcimiz Av. Muzaffer
Baran'ın açılış konuşması yaptı. Av. Ömer Faruk Uysal'ın moderatörlüğü yaptığı
Prof. Dr. Ahmet Battal ve Doç. Dr. Ahmet Yıldız'ın görüşlerini açıkladığı
panel oldukça interaktif geçti.
|
|
|
|
‘Pasif laiklik’ pasif mi laik mi? |
|
San Diego Üniversitesi, Siyaset Bilimi
Bölümünden Yrd. Doç. Ahmet Kuru, Prof. Özbudun’un kendisine atıfla gündeme
getirdiği, çok tartışılan “pasif laiklik” kavramını açıklıyor ve bu kavrama ve
kendisine yöneltilen eleştirileri cevaplıyor.
Yazının
devamı
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 11.11.2009 - Bugün
Gazetesi |
|
“Emir bile olsa suç”
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Av. Halil Doğan da 5651
sayılı kanunun bilişimle ilgili takip, kontrol işlerini sivil bir kurula havale
ettiğini hatırlatarak şöyle konuştu: "Kendi vatandaşına karşı, halkın seçtiği
iktidara karşı psikolojik savaş açmak da, siyasi parti gibi iktidar partisine ve
dini gruplara karşı kara propaganda yürütmek de TSK'nın görevi değildir.
Başbakanın emri bile olsa konusu suç olan emri uygulamak da suçtur."
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 07.11.2009 - Yeni Şafak Gazetesi |
|

'ASLI GİBİDİR' YETERLİ
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Halil Doğan:
Soruşturma sivil yargıda yürürken, Genelkurmay Başkanı'nın 'kağıt parçası' diye
nitelendirdiği belgeyi, askeri savcının talep etmesi yerinde değildir. Bu
konudaki soruşturma yetkisi tamamıyla sivil mahkemelerdedir. Yürürlükteki
mevzuat sivil savcılara yetki ve görev vermiştir. Sivil savcının belgenin aslı
gibidir diye onayladığı fotokopisi de askeri savcıya belge muhtevası hakkında
yeterli bilgiyi vermektedir. Askeri savcının ısrarını anlamsız ve hukuka aykırı
buluyorum. Ülkede maalesef askeriye kendisini ülkenin sahibi görerek her şeyi
kontrolü altında tutmak istemektedir.
|
|
|
|
BASIN AÇIKLAMASI / 28.10.2009 -
Bugün
Gazetesi |
|
Yetki
gaspı var
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Halil Doğan: Askeri savcılığın
açtığı soruşturma mevzuata aykırı. Darbe suçunu işleyenler, işlemeye çalışanlar
asker kişi de olsa askeri suç sayılmaz. Sivile karşı işlenen bir suçu sivilin
yargılama yetkisi vardır
Anayasa aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne
gidilmiş de olsa şu andaki mevzuata göre bu suç sivil yargının yetkisindedir.
Askeri yargı, yetki gaspı yapmaktadır.
|
|
|
|
Av. Ömer Faruk Uysal Habertürk Tv'de Ergenekon'u anlattı |
|

Av. Ömer Faruk Uysal
Demokrat Hukukçular Derneği sözcüsü olarak
20.10.2009 da Habertürk TV de
Ergenekon davasının 1. Yıldönümü sebebiyle
dava ile ilgili
açıklamalar
yaptı.
|
|
|
|
Ahmet Kuru: Türkiye 'çoğulcu
laiklik'le rahatlar |
|
Yeni Şafak Gazetesinden Mehmet Gündem'in, Laiklik üzerine tez
çalışması Amerikan Siyaset Bilimcileri Derneği'nce din-devlet ilişkileri
konusunda yılın doktora tezi ödülünü alan Ahmet Kuru ile yaptığı röportajı
sunuyoruz.
Türkiye'de yaklaşık yüzde 20'lik bir kesim, ya pasif
laiklikten şeriata yumuşak geçiş olursa gibi bir endişe taşıyor. Bu endişe nasıl
giderilebilir?
Kendi ailemde bir hayli laik birey, hatta deistler olduğu
için onların korku ve endişelerini iyi biliyorum. Bu endişelerin giderilmesi
adına üç şey yapılabilir. Birincisi dindarlar özgürlükler konusunda fikirlerini,
İslam'a da referans vermekten çekinmeden, sistemli olarak ortaya koyabilir ve
şartlar ne olursa olsun demokrasiden geri dönülmeyeceğini felsefi ve kavramsal
olarak ortaya koyabilirler. İkincisi, Türkiye'de devletin bireye etkisi liberal
anlamda sınırlandırılabilir ve bu hem laiklerin hem de dindarların gelecek
endişesini, “devleti ele geçiriyorlar” korkularını azaltır. Üçüncü olarak da,
dışlayıcı laikliği savunanların korkularını besleyen yanlış anlamalardan
arınmaları lazım.
Ne gibi yanlış anlamalar?
Mesela deniliyor ki; “Bizde çoğunluğun dini İslam, Hıristiyan
ülkelere benzemeyiz, ya dışlayıcı laiklik ya şeriat.” Bu konuyu anlamak için 46
Müslüman ülkeyi inceledim; bu ülkelerden 11'inde (mesela İran ve Suudi
Arabistan) şeriatın direkt etkisi var; 15'i şeriatla yönetilmiyor ama İslam
resmi din (mesela Cezayir ve Malezya), kalan 20'si ise laik devletler. Yani
Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler içinde Türkiye dışında 19 laik devlet daha var.
Bunların kimisi pasif laikliği (mesela Endonezya ve Senegal), kimisi de
dışlayıcı laikliği benimsemiş (mesela Özbekistan). Kısacası dışlayıcı laiklik
giderse Türkiye'ye şeriat gelecek kaygısı yersiz. Röportajın Tamamı
|
|
|
|
Ferhat Kentel'den muhalefete çağrı |
|

Sosyoloğ- Siyaset Bilimci Doç. Dr. Ferhat Kentel,
29 Eylül 2009 salı Akşamı dernek merkezimizde
"Türkiye'de muhalefet ve din" konulu bir seminer verdi.
Av. Mesut
Temel'in moderatörlüğünü yaptığı seminer oldukça interaktif geçti ve gece geç saatlere kadar sürdü.
Ayrıntılar
|
|
|
|
Demokratik açılım için Diyarbakır'daydık
|
|
Diyarbakır'da
Vali H. Avni MUTLU
ve
Belediye Başkanı Osman Baydemir'i
ziyaret ettik.
Son zamanlarda, bölge dışından Diyarbakır ve civarına çok sayıda ziyaret
gerçekleşmektedir. Bu ziyaretlerin birçoğu, sivil toplum kuruluşu düzeyinde
olmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin diğer bölgelerinin, bölgeyi tanıması
bakımından çok önemlidir. Ancak ziyaretlerin tek taraflı olmaması gerekir. Bu
bölgeden de sivil toplum kuruluşlarının, Türkiye’nin dört bir tarafını dolaşıp,
gezmesi ve bölge insanını onlara anlatması ve onların dertleri ile dertlenmesi
lazım. Böylece, mesela Diyarbakır’ın, Bingöl’ün, Hakkari’nin vs. bu bölgenin hem
kendisini anlatması lazım, hem de diğer yörelere giderek onlarla kucaklaşması ve
burada bir sorun olmadığını anlatması lazım.’ Bu sözler, Diyarbakır valisi sayın
H.Avni Mutlu’ya ait.
Müsiad eski başkanı Erol beyin, sayın valiye sorduğu soru önemli idi: ‘Ekonomi
camiası olarak bize düşen bir şey var mı’ydı? Sayın valinin verdiği cevap,
‘bölgeye şimdiye kadar teşvik kabilinden yapılan devlet desteklerinin hiç biri
işe yaramamış’tı. Zira, can güvenliği, ekonomik güvenliğinden önce geliyordu. Bu
yüzden, bölgeden iş adamlarının çoğu veya diğer illere özellikle de İstanbul’a
kaçan sermayenin bir daha bu bölgeye geri dönüşü mümkün olamıyordu. Bu yüzden
hangi teşvik gelirse gelsin, bu teşviklerin bölgenin ekonomik kalkınmışlığına
faydası yoktu. Yaklaşık 1-15 saat civarında, TGTV başkanı Sayın Necati Ceylan ve
diğer heyet, kendi görüşlerini valiye sundu, Vali de bu görüşlerden çok
yararlandığını, bir önceki raporu okuduğunu ve istifade ettiğini bu raporu da
okuyacağını söyleyerek ziyaretimizden çok memnun kaldığını ifade etti.
Ayrıntılar
|
|
|
|
Prof. Dr. Ahmet Battal, Demokratik Açılım
tartışmalarını değerlendirdi
|
|
Bugünkü problemi başka türlü nasıl çözeriz?
İnsanlar ana dilde eğitim istiyor. Ya da daha başka haklar istiyor…
Bunun için eyalete gerek yok. Bunun yolu gayet basit… Bir
insan Türkiye’de kendi dilinde eğitim istiyorsa, bir sınır çekip “o sınır içinde
bunu yapma hakkın var” demek yerine, ülkenin her yerinde yapacak bir şekilde
hakkını verirsin, olur biter. “İstersen Adapazarı’nda yap, istersen Mersin’de
yap, istersen Hakkari’de yap” dersin. Doğrusu bu tür imkanları herkese
vermektir.
Bediüzzaman “Sadece Kürtlerin kendilerini geliştirme hakkı var” demiyor. “Her
milletin kendini geliştirme hakkı var” diyor. Çerkezlerin de kendilerine ait bir
kültürü var, onlar da kültürlerini geliştirmek istiyorsa onlara da fırsat
verilmelidir. Bu sembolik tavırlarla olacak şey değil. Okullarda, çerkez
kıyafeti giymiş folklor ekipleri kurup Şeyh Şamil gibi yürütmek biçiminde olmaz,
olsa da işe yaramaz. Hakikaten Çerkezler de dilerse kendi mahallelerini
kurabilmeliler, bunda bir mahzur yok. 72 milleti içinde barındıran Osmanlı bunu
yapmıştı, 72 milleti içinde barındıran ve Osmanlının devamı olan ABD’de New
York’da, ayrı mahallelerde 72 millet bir arada yaşayabiliyor. Bence mahzuru yok,
ülkenin her bir şehrinde bu tür haklar verilmiş olabilir. Hiçbir mahzuru da
olmaz. Yeter ki problemi çözmek isteyelim.
Röportajın
tamamı
|
|
|
|
AHRAR FIRKASI VE AHRAR
DÜŞÜNCESİ
/
Av. Ahmet
Nazlı
|
|
Ahrar
Fırkası’nın ömrü de yaklaşık olarak 2 yıl sürmüştür. En uzun ömürlüsü de İttihat
ve Terakki olmuştur. Bu fırkanın ömrü birinci dünya savaşının bitimi ile sona
ermiştir. Parti olarak ömrü sona ermiş, ama mirasını yeni Cumhuriyet yönetimi
tevarüs etmiştir. Yine mesela, Osmanlı Demokrat Fırkası, 1909’da kurulmuş,
1911’de Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılarak hayatına son vermiştir.
Ahrar fırkası ve İttihat ve Terakki fırkasının
lağvedilmesi ile bu anlayışın lağvedilmediğini özellikle belirtmek gerekir.
İttihat ve Terakki fırkası, birinci dünya savaşından sonra, savaşı ve devleti
iyi yönetemediği için mağlup olmuş iktidardan çekilerek dağılma sürecine girmiş
ancak ittihatçı anlayış devam etmiştir.
Ahrar fırkası da parti olarak kapanmasına rağmen,
fikir yapısı olarak kalmaya devam etmiştir. Hatta bu fikir yapısının kısmen
Hürriyet ve İtilaf Fırkasında devam ettiğini, üyelerinin bazılarının Osmanlı
Demokrat Fırkasına, Osmanlı Sosyalist Fırkasına geçerek hayatiyetlerini
sürdürdüğünü söyleyebiliriz.
Fırkaların Meclis-i Meb’usanda temsil durumlarına
baktığımızda, İttihat ve Terakki ağırlığını görürüz. Sözgelimi, ilk seçim
sonuçlarına göre, 275 kişilik Mecliste, 140 İttihat Terakki mensubu, diğer
parlamenterler de diğer partilerdendir. Sadrazam olan Kamil Paşa da İttihat ve
Terakkiden olmamasına rağmen, İttihat Terakki desteğiyle iktidarını
sürdürüyordu. İttihat Terakki desteğini çeker çekmez, Kamil Paşa hükümeti
düşüyor. Çünkü Kamil Paşa istifa etmek zorunda kalıyor.
İlk meclisteki parlamenterlerin etnik karakterlerine
baktığımızda, 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Musevi, 3
Sırp, 1 Ulah(muhtemelen Lehistan asıllı demektir) olduğunu görürüz. Bu raporda,
Kürtlerin nasıl temsil edildiği, ilk kaynaklara ulaşamadığımızdan dolayı
bilmiyoruz. Elimizdeki ikincil nitelikteki kaynaklardaki 142 Türk’ün içinde
Kürtlerin de olduğunu tahmin ediyoruz, ama sayısı hakkında herhangi bir bilgiye
sahip değiliz. Makalenin
tamamı
|
|
|
|
Açılım muhalifleri ‘rant’ peşinde |
|
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Avukat
Halil Doğan
Risale haber’e konuştu:
Demokratik açılım tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Topluma ait meselelerin
kamuoyunda tartışılması demokrasinin gelişmesi demektir. Güzel
bir karar bile olsa halkın haberi olmadan, tartışılmadan, gizli
mahfillerde alındığında aksülamel yapabilir. Kaldı ki 100 yılını
heba etmiş bir ülkenin demokratik açılım gibi önemli bir konuyu
illaki halkın önünde tartışması gerekir. Hatta olabildiğine
halkın katılımını en üst düzeyde tutmak gerekir.
Röportajın
tamamı
|
|
|
|
2009 Yaz toplantımız Emet
Termal otel'de yapıldı |
|
Yılda iki defa üyelerimizle yaptığımız istişare toplantılarından
2009 yaz dönemi istişaresi 3-5 Ağustos 2009
tarihinde Emet Termal otelde yapıldı.
Derneğimiz Genel Sekreteri Av. Ahmet Nazlı tarafından sunulan
"ahrarlar" konulu seminer ilgiyle izlendi.
Detaylar
|
|
|
|
Sabih Kanadoğlu yol gösterdi, İstanbul
Barosu dava
açtı. |
|
İstanbul Barosu Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, üniversiteye girişte gelecek yıldan itibaren uygulanmaya başlanacak yeni sistemde, tüm adaylar için aynı katsayı uygulanacağını hatırlatıldı.
Katsayı uygulamasının doğurduğu iddia edilen eşitsizlikleri ''bir satırlık değişiklikle'' kaldırma düşüncesinin gerçekçi olmadığı savunulan açıklamada, düz liseleri seçen öğrencilerin haksız bir rekabetle karşı karşıya kalacağı ve bu kararın kazanılmış bir hakkın alınması ile ''bir grubun kayrılması'' anlamına geleceği öne sürüldü
Detaylar |
|
|
|
HSYK ya ortak tepki
verdik |
|

HSYK nın toplumda
Ergenekon davası diye bilinen davanın ve benzer önemli davalar savcı ve
hakimlerini değiştirmesinin davalara müdahale olarak kabul edildiğine dair 9
hukukçu derneğiyle ortak basın bildirisine imza attık.Detaylar |
|
|
Yargı karikatürlerin konusu oldu |
|


 |
|
|
Değerli üstadımız Av. Mehmet Kara Vefat etti |
|

Av. İbrahim Hilmi Ünlü - Av. Mehmet Kara - Av.Mustafa Tuncel
Derneğimizin şerefli üyesi, muhterem üstadımız Av. Mehmet Kara
vefat etmiştir.
Merhuma Cenab-ı haktan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil niyaz
ediyoruz.
|
|
|
|
HSYK da kararname krizi |
|
Devam
eden, belli bir aşamaya gelmiş sıradan soruşturma ve davalarda bile, savcı ve
hâkim değiştirmek davaların uzamasına sebep olmaktadır. Kamuoyuna yansıtıldığı
kadarıyla bu kadar nitelikli soruşturma ve davalara bakan özel
yetkili hâkim ve savcıların kendi istekleri olmadan
yerlerinin değiştirilmesi davaların akıbeti açısından hayırlı olmaz. Yeni
atanacak hâkim ve savcıların iyi niyetli olduklarını varsaymamız halinde bile
dosyaları okuyup işi sürdürmeleri
için
epey zaman kaybı olacaktır.
Bu
tahliye bekleyen sanıklar için de kötü olabilir. Heyet değişikliği olduğunda
sırf hâkim ve savcının dosyayı okuyamaması sebebiyle, aylarca tahliye edilemeyen
kişiler hukuk dünyasında azımsanamayacak kadar çoktur.Daha önce Şemdinli savcısının görevden
alınması, meslekten çıkartılmasıyla sonuçlanan süreçte iyi bir imtihan vermeyen
HSYK’nın, kamuoyuna yansıyan terör örgütüyle irtibatlı olduğu iddia edilen bir
üyenin teklifiyle, o örgütün davasına bakılan savcının yerini değiştirmesi hukuk
açısından cinayettir. Hukuka, yargıya güveni ortadan kaldırır. Yargının
siyasallaşmasından şikâyet edilirken,
genelde
siyasetçi suçlanır. Bu kez görünen o ki yargıçlar bizzat kendileri - siyasal
görüşlerini ortaya koyarak-
yargıyı
siyasallaştırmaktadırlar. Umarım bu böyle olmaz.Halk adına karar veren hâkimlerin ve
yöneticilerinin seçiminde halkın olmaması, halkın temsilcilerinin olmaması
demokratik hukuk devleti açısından bir eksiklikken,
buna halkın yargıya güvensizliği de eklenirse ülkede
kaos çıkar.
Av. Halil Doğan
Demokrat Hukukçular Derneği başkanı
|
|
|
|
Yargı'nın 'sivil'i ile kim ilgilenecek? / Kürşat Bumin |
|
Şimdi özetlemeye çalışacağım bu dosyanın içeriği, sanıyorum ki, benim gibi sizi
de “isyan” ettirmekle kalmayıp epeyce gülümsetecek.
Bundan 4 yıl kadar önce günlerden bir gün 78 yaşındaki Zekiye Çiçekli, Silvan'da
bir yürüyüşe katılmış. İddiaya göre elinde de Öcalan'ın fotoğrafı varmış.
Hakkında tabii ki dava açılmış. Duruşmada savcı bey sanığa sormuş: “Apo'yu
seviyor musun?” (Haberde belirtilmemiş ama –medyada âdet olduğu üzere yazarsak-
“Zekiye Nine” herhalde –herhalde yani! – savcının sorusuna olumsuz cevap
vermiştir.) Bu soru üzerine “Zekiye Nine”nin baro tarafından atanan
avukatı
Mehmet Bodakçi “savcının böyle soru soramayacağını” belirterek itiraz etmiş. Bu
itiraz savcının hoşuna gitmemiş
ki, “Avukatın Abdullah Öcalan'ı desteklediğini
ve görevini kötüye kullandığını” ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuş. Mahkeme
heyeti –bildiğiniz gibi hepsi aynı seviyede oturuyor zaten- bu suç duyurusunu
yerinde bulmuş. Sıra gelmiş Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı'na. Bu makam da
avukat Bodakçi hakkında dava açabilmek için Adalet Bakanlığı'ndan izin istemiş.
Adalet Bakanlığı da (o zaman kim bakan ise) istenen izini vermiş. Ve de
sonuç
olarak Bodakçi'nin
Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nde “terör örgütü veya amacının
propagandasını yapmak”(?) ve “görevi kötüye kullanmak” suçlarından 7 yıla kadar
hapis cezası ile
yargılanmasına başlanmış. (Haaa unutmadan: Bu arada “Zekiye
Nine” beraat etmiş.) Yazının
tamamı |
|
|
|
Av. Bekir Berk Sergisi ve Semineri |
|

Av. Bekir Berk
|
Mesleğimizin yüzakı Av. Bekir
Berk'i vefat yıldönümünde andık.
17.06.2009 günü İstanbul ilim
Kültür vakfının sergi salonunda düzenlenen sergiyi gezdikten sonra, hakkında
kitap yazmış olan İhsan Atasoy nefis bir seminer sundu.
Konuşmacının ardından, Av.
Bekir Berk'le birlikte çalışma imkanı bulan değerli üstatlarımız Av. İbrahim
Hilmi Ünlü ve Av. Mustafa Tuncel'den güzel hatıralar dinledik.
|

İhsan
Atasoy |
|
|
|
SOYLU'DAN DEMOKRASİ DERSİ |
|
Demokrat Parti Eski Genel Başkanı Süleyman Soylu,
dernek merkezimizdeki seminer salonunda "DEMOKRATİKLEŞEN
TÜRKİYE" konulu bir seminer sundu. Saat 21 de başlayan seminer soru
cevap faslıyla beraber gece 01.00 kadar sürdü.
|
|
SEMİNERİN TAHLİLİ
/ Ahmet Nazlı |
|
‘SOYLU’ BİR SEMİNER
Demokrat Hukukçular Derneği yönetim kurulu üyesi
Ö. Faruk Uysal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen seminer, demokrat misyonun
serencamını anlatıyordu.
Soylu bir biçimde genel başkan olmuştu, soylu bir
biçimde de genel başkanlıktan ayrılmıştı. Moderatörün tabiriyle, ‘demokrat
parti’nin en demokrat ve en ilkeli genel başkanı’ olmuştu. Genç, 40 yaşında,
dinamik bir genel başkanını kaybetti demokratlar.
Demokrat parti dönemini, Türkiye’nin asr-ı saadeti
olarak niteleyerek başladı seminerine Süleyman Soylu. Bu asr-ı saadet, bu
milletin oyu değersiz denen insanların iktidar olduğu tarihi bir dönemecin
adıydı ona göre. Elit ve seçkinci cumhuriyet aydınlarının, kendi oyları ile eşit
saymadığı ve ‘göbeğini kaşıyan adam’ diye alay ettikleri, bizler idik, bütün bir
millet idi.
Cumhuriyeti üç döneme ayırıyor Soylu. Birincisi
demokrat parti dönemi(1950-60 arası dönem), ikincisi Ak Parti dönemi, Üçüncüsü,
Kürt sorununun çözülmesi dönemi. Bu ayırımı şimdiye kadar hiçbir akademik
çevreden duymamıştım. Özellikle üçüncü dönemin Kürt sorunun çözülmesinin adı
olarak telaffuz etmesi, son 40 yıllık Türkiye sağının söylemine pek uymuyordu.
Süleyman Soylu, eğer bu ayırımını ciddi temellere dayandırıyorsa, bunu ciddiye
almak gerek.
Devamı
|
|
|
|
|
Av. Kadir Akbaş: Paşaları, bağımsız kurul
muayene etsin. |
|
Yeni
Asya Gazetesinden Hasan Hüseyin Kemal'in
2. Başkanımız Av. kadir Akbaş'la yaptığı
röportajın tam metni:
Gözaltına
alınmış paşaların sağlık problemleri dolayısıyla cezaevlerinden tahliye
edilmesi konusundaki hukukî tavır doğru mu?
Şener
Eruygur’un cezaevinde düşmesiyle birlikte başlayan süreç herkesi tedirgin
etti. Elbette ki gözaltına alınmış insanların sağlık durumlarının korunması
hukuk devletinin en temel özelliklerinden biridir. Ama Eruygur’un düşmesiyle
başlayıp, hastaneye sevk edilmesi sürecinin ayrıntıları basından gizlendi.
Şener Eruygur’la ilgili ortaya çıkan ses kaydı, jandarmaların etten duvar
örerek hastaneye getirdiği Eruygur için yapılan bu muamelenin mizansen olup
olmadığı konusunda şüpheler uyandırdı. Bunun yanında Hurşit Tolon’un benzer
sağlık problemleri yüzünden tahliye edilmesi de kamuoyunda bazı iddialara
neden oldu. Basında bu yönde çıkan haberleri soruşturmayı yürüten savcılar
dikkate almalıdır.
Devamı
|
|
|
|
Gatakulli |
|

|